| Osmanlılarda Mehterin Tarihi |
|
Mehter, Osmanlı'ya Anadolu Selçuklu'lardan geçmiştir. XVI. Yüzyıldan itibaren teşrifata ve kanunlara bağlanmıştır. Bilecik, Söğüt-Domaniç bölgesi "uç beyi" olan, Oğuz boyu Kayı aşireti başkanı, Ertuğrul Gazi'nin oğlu Kara Osman Bey, Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin Mes'ud tarafından "Mensur-i Padişahî" (mülkiyet farmanı) ile bu bölgenin, sahibi kılınmıştır. Bizans tekfuru ile yaptığı savaşlarda zaferler kazanan Osman Bey, bu başarıları ile beyliğinin sınırlarını büyütmüştür. İnegöl'e taarruz ederek kaleyi almış, elde ettiği savaş ganimetlerinden bir kısmını Selçuklu hükümdarına göndermek suretiyle bağlılığını göstermiştir.Osman Bey'in bu tavrından çok memnun olan II. Gıyaseddin Mes’ud, adamlarından Kara Balaban çavuş aracılığıyla 1289 da Osman Bey'e bir ferman daha göndererek Osman Bey'i kutlamış ve "Emirlik payesi" taltifi, istikal nişanesi, egemenlik sembolü sayılan tuğ, alem, tabl (davul), nakkare, cevgen gibi musiki aletleri, ayrıca bir kılıç, gümüş eğer takımı, at hediye etmiştir. Bunlarla beraber ak renkte sancak ve gönderdiği çalgı aletlerini çalabilen çalıcılar göndermiştir. Eskişehir'de, bir ikindi vakti Osman Bey’in huzurunda ilk nevbet vurulmuş, Osman Bey de mehteri ayakta dinleyerek Selçuklu hükümdarına saygısını ifade etmiştir. Bu harekete II. Mehmed’e (Fatih) kadar büyük padişahlar uymuşlardır. Bu olayı doğrulayan Hadîdi tarihinde: Padişah mehterhanesi, hükümdar savaşta iken otağ-ı hümayun önünde, sulh vaktinde saray içinde, kale ve kulelerden her ikindi vakti nevbet vururlardı. Ayrıca padişahların tahta çıkışlarında, kılıç kuşanma törenlerinde, savaş meydanlarından zafer haberleri geldiğinde de nevbet vurulurdu. Anadolu Selçuklu Devletinde adı "Tabılhane-i Hakanî" iken, Osmanlılara geçen ordu mızıkasına, "Tabl-ı âl-i Osmanî" adı verilmiştir. Kuruluşu ve protokolü kanunlara bağlanmış, musiki prensipleri de belirlenerek ordu mızıkası haline getirilmiştir. Selçuklular zamanında ki tabılhanelerle, Osmanlılar zamanındaki mehterhaneler, bu devletlerin egemenlik, hükümranlık sembolü olarak kabul edilmiştir. Osmanlılar tarihinde de devletin hakimiyetine giren küçük beyliklere, padişahlarca mehterhane kurdurulmuştur. Mehterhane-i Hakanî, padişahların tahta çıkışlarında kılıç kuşanma törenlerinde, savaşlardan zafer haberleri geldiğinde, şehzadelerin sünnet merasimlerinde nevbet vururlardı. Mehterhaneler yalnız padişahlar ve yeniçeri ocaklarıyla sınırlandırılmış değildi. Ayrıca, serdarların, vezirlerin, hatta dış ülkelerde görevli elçilerin, yurt içinde de her şehir ve kasabaların, köylerin kendi bünyelerine uygun mehterhaneleri bulunduğu bilinmektedir. Serhad boylarında gördüğü bir mehterhaneyi seyehatnamesinde anlatan Evliya Çelebi: "Budin sarayında, bu saray yakınında bulunan bir kulede 9 katlı mehterhane sabahlar kadar nevbet vurur, ora sakinlerini ve askerleri eğlendirirdi ." der. (Seyahatname cilt IV, sahife 237) |







